18 Aralık 2009 Cuma
07 Haziran 2009 Pazar
martının denize yazdığına inan
değil yalan
akan kan
ki gör bak nasılda yaban arısı balını yapar
ezel baharın koynunda sualsiz...
yakala yağmuru tut ciğerinden
şeffaf bir papatyadır artık
narin, sonsuzca açan
son bir bak anlarsın:
elinde yalnız bir yankı kalır
varsın makama uymasın aldırma sen şarkını söyle
adımlarınca yankılansın yalnızlığın.
sorarlarsa ona desin ki:...
sorarlarsa ona o bir şey demesin
sormasınlar ona ve artık herkes unutsun beni
değil yalan
akan kan
ki gör bak nasılda yaban arısı balını yapar
ezel baharın koynunda sualsiz...
yakala yağmuru tut ciğerinden
şeffaf bir papatyadır artık
narin, sonsuzca açan
son bir bak anlarsın:
elinde yalnız bir yankı kalır
varsın makama uymasın aldırma sen şarkını söyle
adımlarınca yankılansın yalnızlığın.
sorarlarsa ona desin ki:...
sorarlarsa ona o bir şey demesin
sormasınlar ona ve artık herkes unutsun beni
29 Nisan 2009 Çarşamba
kimsesiz bir gün bu sahiplenen yok
tarihi hatıran anımsatıyor ki yaprak yaprak
göçebe hüzünler yerleşkesini kurarken ruha
çıkıp geldin ayrılıkçı tebessümünle milat gibi
tarihten başka kavimler göçtü
geceye karanlığı veren saçlarınla geldin
sonra senin dışında her şey eylemsiz
geldin, kafiyesi şaştı şiirlerin
ruhum diz çöktü bakışına, emsalsiz.
kimsesiz bir gün bu sahiplenen yok
hatıran tarihimdir ki yaprak yaprak.
tarihi hatıran anımsatıyor ki yaprak yaprak
göçebe hüzünler yerleşkesini kurarken ruha
çıkıp geldin ayrılıkçı tebessümünle milat gibi
tarihten başka kavimler göçtü
geceye karanlığı veren saçlarınla geldin
sonra senin dışında her şey eylemsiz
geldin, kafiyesi şaştı şiirlerin
ruhum diz çöktü bakışına, emsalsiz.
kimsesiz bir gün bu sahiplenen yok
hatıran tarihimdir ki yaprak yaprak.
05 Eylül 2008 Cuma
arzularını kaybedersen kendini kaybedersin
kendini kaybettiğinde bizi de kaybedersin
bireyden birŞeye giden bu yolda sözü
ve yazmayı da bırakacaksın
seni güzel bir orman yeşilliğinde görmek isterim
denizlere sarılmış koşarken
bir köpek gibi titrerken
ya da bir köpek gibi sezerken
her daim yıkarak attığın adımı yeniden
kimse sürmesin diye izini
uçurumlara atlarken
insan olmak kolayına geldi ama
ne istediğini kendinle konuşmadın
kendini kaybettiğinde bizi de kaybedersin
bireyden birŞeye giden bu yolda sözü
ve yazmayı da bırakacaksın
seni güzel bir orman yeşilliğinde görmek isterim
denizlere sarılmış koşarken
bir köpek gibi titrerken
ya da bir köpek gibi sezerken
her daim yıkarak attığın adımı yeniden
kimse sürmesin diye izini
uçurumlara atlarken
insan olmak kolayına geldi ama
ne istediğini kendinle konuşmadın
06 Ağustos 2008 Çarşamba
arayış
Benim hayatım mı bu yoksa başkasınınkiyle mi karıştı? Kayıp ilanı verip kendime ait olanı bulmak istiyorum. Ya da değiştirebilir miyiz bunları isteyen biriyle? Benim de ait olduğum bir yerler olmalı mutlaka. Ama kim bilir dünyanın hangi noktası. Yoksa yanlış bir arayış mı benimki. Aslında öyle bir yer hiç yoktur belki de, insan bulunduğu yere çiçekler ekip kendi dünyası yapıyordur. Ben ikisinde de başarılı olamadım. Ne bulunduğum yere sahip olabildim ne de burası benim dediğim yeri bulabildim.
31 Temmuz 2008 Perşembe
30 Temmuz 2008 Çarşamba
Hangi zamandayım ve aslında geçmişten neyi özlüyorum? mutlu muyum? neden değilim? ne yapmak istiyorum? evim neresi?... kimin yanında huzurluyum? belki en çok kendimin? öyle mi gerçekten?..... hep böyle mi olacak peki? nereye gitsem; kiminle sarılsam hep bir yalnızlık duygusu; kimsesizlik belki.. evet; en çok bu.. ama dur; annem var benim; uzakta ama seviyor beni.. onun yanında olsam keşke.. ama ben seçtim değil mi? ben...
Mutlu muyum bilmiyorum anne.. öyle güzel şeyler yaşadım ki; sevmeli miyim hayatı bilmiyorum… ama herkes gibi ben de incindim zaman zaman; ben incinen yerlerimi saramıyorum? sen olsan sarardın belki; "yapma böyle oğlum" der; usulca ağlamama izin verirdin.. ben yalnızken ağlayamıyorum da.. doya doya; bağıra bağıra.. birileri duyacak; sanki hesap vereceğim neden ağladım diye... dedim ya; nedensiz aslında; ama var bir burukluğum; içim kabarıyor derler ya; öyle işte.. bu zamanlarda yanımdaki kalabalıklara rağmen yalnızım anne; kimsesiz gibi; hiçsiz gibi; ve düşsüz gibi en çok...
En çok hangi yaşımı; hangi mevsimimi özlüyorum bilmiyorum... ama özlüyorum her şeyin daha kaygısız olduğu zamanları.. yüreğimin en fazla bir aşk acısı için çırpındığı günleri belki.. şimdi her zaman telaşlı ellerim; gözlerim… olmayacak şeyleri içimde büyütüyor; şaşırılacak şeylere olağan bakıyorum… ben çok değiştim.. hiç kendim gibi değilim artık.. sanki içime başka biri geldi oturdu; asıl ben de dayanamayıp çıktı gitti benden; sanki.. bu olağanlıktan; her gün aynı senaryoyu en başından yaşayıp da; beliren en ufak bir değişikliği gözümde büyütmekten sıkıldım.. monotonluk bu muymuş meğer? büyümekten sıkıldım ben; yürüyüp üzerinden geçtiğim ve ayak izlerimi bıraktığım her noktada kendi benliğimi bıraktığımı bilsem hiç yürümezdim belki; hiç…
Başka birinin replikleri olmalı bunlar… başka birinin davranışları… yanlış bir öyküde, yanlış roldeyim… beni yeniden yaz anne… yanlış bir zamanın, yanlış bir noktasından giriyorum öyküye… kıyafetler üzerimden dökülüyor. söylediğim her kelime düşüp dağılıyor suyun üzerinde… bu rol bana göre değil… öykü baştan aşağı yanlış… ya da doğru olan öykü de ben yanlışım… ya da ikimizde doğruyuz ama bir araya gelince yanlış görünüyor her şey… iki doğru bir yanlış oluyor belki… bu başka birinin öyküsü… başkalarının öyküsü, her cümlesiyle… demek ki benim öykümde de yanlış birileri var… ne acı... hep yanlış yapıyorum bak, hep tökezliyorum… taşları ayağıma batıyor bu öykünün… uçurumlarından yuvarlanıyorum, denizlerinde boğuluyorum… alfabesini çözemedim… her şeyi sır bu öykünün… kendi öykümde bol kahkahalı diyaloglarım olur… yaşadıklarımın, çektiğim acıların anlamı olur… kelimelerimden cümleler kurulur… kısa bir öykü olsun uzatma çok… ya benden yeni bir öykü yarat yada beni yeniden yaz anne…
Aslında yanlışlık yazılan öyküde mi anne gerçekten? bunu da bilmiyorum…sana sormak isterdim yeniden; ergen kafamla; çocuk kafamla; bıkmadan yanıtla yine isterdim.. artık o kadar geç ki.. bir yerde bir yanlışlık var anne; olması gereken yada olacağını beklediğimiz değil bu.. yoksa böyle miydi zaten? ben mi büyütmüşüm gözümde.. kim büyütmedi ki anne?
Gündelik koşuşturma içinde bin telaşın içinde kendimizi kaybedip; biri dalımıza en dokunduğu anda yeniden buluyoruz.. bulduğumuzu anormal; her gün yaşadığımız kimliğimizi normal sanıyoruz.. neresindeyim ki ben hayatın? daha ne kadar var en fazla son durağa? ne kadar inip kalkacak göğsüm; ne kadar daha oksijen harcayacağım? bilmiyorum.. her gün kahrolup; aynı masalarda farklı kadehlerde içip içip tüketmek mi bir anda? kedere kahredip zaten bir sıfır yenik olan ben'i, daha mı acımak kendime? bilmiyorum.. bilemiyorum.... hiç geçmeyecek gibi sanki.. hiç bitmeyecek; dinmeyecek; acıdan uyuşmayacak gibi.. acımak sanki yaşamın anlamı; giderek ve tutunamadan; hiç farkında olmadan acılaşmak...
Mutlu muyum bilmiyorum anne.. öyle güzel şeyler yaşadım ki; sevmeli miyim hayatı bilmiyorum… ama herkes gibi ben de incindim zaman zaman; ben incinen yerlerimi saramıyorum? sen olsan sarardın belki; "yapma böyle oğlum" der; usulca ağlamama izin verirdin.. ben yalnızken ağlayamıyorum da.. doya doya; bağıra bağıra.. birileri duyacak; sanki hesap vereceğim neden ağladım diye... dedim ya; nedensiz aslında; ama var bir burukluğum; içim kabarıyor derler ya; öyle işte.. bu zamanlarda yanımdaki kalabalıklara rağmen yalnızım anne; kimsesiz gibi; hiçsiz gibi; ve düşsüz gibi en çok...
En çok hangi yaşımı; hangi mevsimimi özlüyorum bilmiyorum... ama özlüyorum her şeyin daha kaygısız olduğu zamanları.. yüreğimin en fazla bir aşk acısı için çırpındığı günleri belki.. şimdi her zaman telaşlı ellerim; gözlerim… olmayacak şeyleri içimde büyütüyor; şaşırılacak şeylere olağan bakıyorum… ben çok değiştim.. hiç kendim gibi değilim artık.. sanki içime başka biri geldi oturdu; asıl ben de dayanamayıp çıktı gitti benden; sanki.. bu olağanlıktan; her gün aynı senaryoyu en başından yaşayıp da; beliren en ufak bir değişikliği gözümde büyütmekten sıkıldım.. monotonluk bu muymuş meğer? büyümekten sıkıldım ben; yürüyüp üzerinden geçtiğim ve ayak izlerimi bıraktığım her noktada kendi benliğimi bıraktığımı bilsem hiç yürümezdim belki; hiç…
Başka birinin replikleri olmalı bunlar… başka birinin davranışları… yanlış bir öyküde, yanlış roldeyim… beni yeniden yaz anne… yanlış bir zamanın, yanlış bir noktasından giriyorum öyküye… kıyafetler üzerimden dökülüyor. söylediğim her kelime düşüp dağılıyor suyun üzerinde… bu rol bana göre değil… öykü baştan aşağı yanlış… ya da doğru olan öykü de ben yanlışım… ya da ikimizde doğruyuz ama bir araya gelince yanlış görünüyor her şey… iki doğru bir yanlış oluyor belki… bu başka birinin öyküsü… başkalarının öyküsü, her cümlesiyle… demek ki benim öykümde de yanlış birileri var… ne acı... hep yanlış yapıyorum bak, hep tökezliyorum… taşları ayağıma batıyor bu öykünün… uçurumlarından yuvarlanıyorum, denizlerinde boğuluyorum… alfabesini çözemedim… her şeyi sır bu öykünün… kendi öykümde bol kahkahalı diyaloglarım olur… yaşadıklarımın, çektiğim acıların anlamı olur… kelimelerimden cümleler kurulur… kısa bir öykü olsun uzatma çok… ya benden yeni bir öykü yarat yada beni yeniden yaz anne…
Aslında yanlışlık yazılan öyküde mi anne gerçekten? bunu da bilmiyorum…sana sormak isterdim yeniden; ergen kafamla; çocuk kafamla; bıkmadan yanıtla yine isterdim.. artık o kadar geç ki.. bir yerde bir yanlışlık var anne; olması gereken yada olacağını beklediğimiz değil bu.. yoksa böyle miydi zaten? ben mi büyütmüşüm gözümde.. kim büyütmedi ki anne?
Gündelik koşuşturma içinde bin telaşın içinde kendimizi kaybedip; biri dalımıza en dokunduğu anda yeniden buluyoruz.. bulduğumuzu anormal; her gün yaşadığımız kimliğimizi normal sanıyoruz.. neresindeyim ki ben hayatın? daha ne kadar var en fazla son durağa? ne kadar inip kalkacak göğsüm; ne kadar daha oksijen harcayacağım? bilmiyorum.. her gün kahrolup; aynı masalarda farklı kadehlerde içip içip tüketmek mi bir anda? kedere kahredip zaten bir sıfır yenik olan ben'i, daha mı acımak kendime? bilmiyorum.. bilemiyorum.... hiç geçmeyecek gibi sanki.. hiç bitmeyecek; dinmeyecek; acıdan uyuşmayacak gibi.. acımak sanki yaşamın anlamı; giderek ve tutunamadan; hiç farkında olmadan acılaşmak...
12 Temmuz 2008 Cumartesi
genç bir adamın kalbinde aşk var işte bir sebep yaşamaya. hayır değil bu romantizm. siz hiç genç bir adamın kalbinde aşk nasıl olur bilir misiniz? ben bilmem ve bu bir sebep benim için yaşamaya. nasılda özenerek gülümsüyor sanki ilahi bir komedyayı seyreylemekte, halbuki ona sorarsanız o kız ne de güzeldir. ama ben bilmem gerçekten güzel midir ve bu bilinmezlerdir bana sebep olan.
cümleler ayağıma dolaşırken yer çekiminin hakimiyetini yok sayıyorum, görmek için gözlere ihtiyaç yok diyorum ya genç bir adamın kalbi nasılda kıpırdanıyor.
cümleler ayağıma dolaşırken yer çekiminin hakimiyetini yok sayıyorum, görmek için gözlere ihtiyaç yok diyorum ya genç bir adamın kalbi nasılda kıpırdanıyor.
11 Temmuz 2008 Cuma
sadık kalıyorum acıya aldırmıyorum söylenenlere
yolumu değiştirmiyorum hafif mutluluklar için
ulu keşiş diyor ki: evlat bu kehanet
ruhun bir zebani et ona ihanet
bendense sadece duyulan bu:
sadık kalıyorum acıya aldırmıyorum söylenenlere
sihirli bahçelerde şeffaf gülücükler atmak bana göre değil
yokoluş bulvarının serserisiyim ağzımı yağmurlara açıyorum
sadık kalıyorum acıya görmek için karanlığa muhtacım
itaat etmeden yüksek erdemlerinize
sadakatimi keskin jiletlerle okşuyorum
biliyorum ezelle ebed arasında bir sarhoşluktur hayat
sadık kalıyorum hayata
ey keşiş senden kalmayacak bir parça bile et
diyecekler kimindir bu zavallı iskelet
olacağın bu birazda susmayı lutfet
yolumu değiştirmiyorum hafif mutluluklar için
ulu keşiş diyor ki: evlat bu kehanet
ruhun bir zebani et ona ihanet
bendense sadece duyulan bu:
sadık kalıyorum acıya aldırmıyorum söylenenlere
sihirli bahçelerde şeffaf gülücükler atmak bana göre değil
yokoluş bulvarının serserisiyim ağzımı yağmurlara açıyorum
sadık kalıyorum acıya görmek için karanlığa muhtacım
itaat etmeden yüksek erdemlerinize
sadakatimi keskin jiletlerle okşuyorum
biliyorum ezelle ebed arasında bir sarhoşluktur hayat
sadık kalıyorum hayata
ey keşiş senden kalmayacak bir parça bile et
diyecekler kimindir bu zavallı iskelet
olacağın bu birazda susmayı lutfet
kalbin çakısıyla seyreltince hüznü
dilin sırrı buldu tan vaktini
ve aktı kalemin gölgesine
bir akış ki damarda kan sandılar
bir akış ki alevden
kül etti serseri bir nehri
artık bu hayalet sular çağlamakta teninde
geceleri ürpermen bundandır
bundandır ellerinin yerli yersiz üşümesi
yazıyorsam sana cehennemde buz kestim diye
bilesin bundandır
dilin sırrı buldu tan vaktini
ve aktı kalemin gölgesine
bir akış ki damarda kan sandılar
bir akış ki alevden
kül etti serseri bir nehri
artık bu hayalet sular çağlamakta teninde
geceleri ürpermen bundandır
bundandır ellerinin yerli yersiz üşümesi
yazıyorsam sana cehennemde buz kestim diye
bilesin bundandır
21 Haziran 2008 Cumartesi
sen yoksan susmak isterim...
boşluğunda yankılanmayacak her sözün
kaderidir dilsizlik.
yalaz yalaz yanan ah bu göçebe kalbim
har daim hükmedeceğin kavmindir.
boşluğunda yankılanmayacak her sözün
kaderidir dilsizlik.
yalaz yalaz yanan ah bu göçebe kalbim
har daim hükmedeceğin kavmindir.
20 Haziran 2008 Cuma
....
kaldırımda neden kimseler yok?
düşüncelerim duvara sürtünüyor
-değil mi ki zaten aklın ülkesi surlarla çevrili-
caddenin neden boşaldığı hakkında kimsenin fikri yok
kimseler bilmiyor sen biliyorsun kalbimi
onun neden yaralı bir yaban gibi inlediğini
benim tek bildiğim saçlarını kısalttığın.
zaman upuzun bir çöl, kurutuyor tüm vahaları
biliyorsun giderken tüm saatlerimi sana bıraktım
heybem tıka basa yalnızlığımla doldu
düşüncelerim duvara sürtünüyor
-değil mi ki zaten aklın ülkesi surlarla çevrili-
caddenin neden boşaldığı hakkında kimsenin fikri yok
kimseler bilmiyor sen biliyorsun kalbimi
onun neden yaralı bir yaban gibi inlediğini
benim tek bildiğim saçlarını kısalttığın.
zaman upuzun bir çöl, kurutuyor tüm vahaları
biliyorsun giderken tüm saatlerimi sana bıraktım
heybem tıka basa yalnızlığımla doldu
28 Nisan 2008 Pazartesi
yapıştırdığın yerden kırılmıştır hayat ve kalakalmışsındır içi boş bir silah gibi: manasız. fakat bu tetikte yaşamak neden?..
son nefesini cebinden düşüren, ödünç nefeslerle ne kadar yaşasındı; gitsindi ve dönmesindi...
son nefesini cebinden düşüren, ödünç nefeslerle ne kadar yaşasındı; gitsindi ve dönmesindi...
11 Nisan 2008 Cuma
ölüme yakınım
anamın rahminden nasıl çekildiysem.
yağmur çatlatırken toğrağı
o karıncanın çığlığı gibi.
ve
aklımı kaçırdım
gizlendiği ıssız çukurdan.
düşüncelerim ayaklarımın altında
acı çeken atlar gibi öldürülmeli
düşlerin varolduğu yokluğa karışırken
-acıtsada!-
anamın rahminden nasıl çekildiysem.
yağmur çatlatırken toğrağı
o karıncanın çığlığı gibi.
ve
aklımı kaçırdım
gizlendiği ıssız çukurdan.
düşüncelerim ayaklarımın altında
acı çeken atlar gibi öldürülmeli
düşlerin varolduğu yokluğa karışırken
-acıtsada!-
31 Mart 2008 Pazartesi
baktı nihat, dedi sorular ne çok ve neden cevaplar yok
tavukların kanatları varsa neden uçmazlar?
sıkıldı işte tüm bu sorulardan da kendi cevabına devam etti
çobanlığa...
topunu havaya diken bir çocuk gibi ağzı açık baktı gökyüzüne
ki yağmur aynı o çocuk kadar sabırsızdı yağarken
bir şeyler içindi bir şeyler olsun diye
ama işte sonsuzcaydı yalnızlık
çarpardı herkesin kendi gerçeğinin yıldırımı yine kendine
fakat nihat'ın ki kimsesizdi ve kimsesizliktendi
kimsenin bir kere bile gözlerine bakmadığı soğukluk, olancası buydu...
tavukların kanatları varsa neden uçmazlar?
sıkıldı işte tüm bu sorulardan da kendi cevabına devam etti
çobanlığa...
topunu havaya diken bir çocuk gibi ağzı açık baktı gökyüzüne
ki yağmur aynı o çocuk kadar sabırsızdı yağarken
bir şeyler içindi bir şeyler olsun diye
ama işte sonsuzcaydı yalnızlık
çarpardı herkesin kendi gerçeğinin yıldırımı yine kendine
fakat nihat'ın ki kimsesizdi ve kimsesizliktendi
kimsenin bir kere bile gözlerine bakmadığı soğukluk, olancası buydu...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)